Vergi afları bilindiği üzere ülkemizin rutin tekrar eden uygulamalarından biri haline gelmiştir. Konunun vergiye gönüllü uyuma etkisi, literatürde afların yeri gibi mevzular sıklıkla tartışıldığı için bu hususlara değinilmeden son yapılandırma düzenlemesinin mükellefler açısından daha pozitif bir bakış açısıyla hangi hususlara dikkat edilerek ele alınabileceğine ilişkin değerlendirmelere yer verilecektir.

Vergi afları bilindiği üzere ülkemizin rutin tekrar eden uygulamalarından biri haline gelmiştir. Konunun vergiye gönüllü uyuma etkisi, literatürde afların yeri gibi mevzular sıklıkla tartışıldığı için bu hususlara değinilmeden son yapılandırma düzenlemesinin mükellefler açısından daha pozitif bir bakış açısıyla hangi hususlara dikkat edilerek ele alınabileceğine ilişkin değerlendirmelere yer verilecektir.

Vergi bilindiği üzere ödeme gücüne göre alınır. Peki, ödeme gücünün ölçümü verginin tahakkuku ve tahsili arasında gecikme oluşan durumlarda hangi zamana göre gerçekleşmelidir? Vergiyi doğuran olayın gerçekleşmesi ve bunun muhatabı olmak gerçek anlamda ödeme gücüne sahip olunduğunun da bir göstergesi midir? Borç yapılandırması veya af uygulamalarında ödeme gücünü dikkate alan bir çalışma yapılıyor mu? Bu sorular ekonominin yükseliş dönemlerinde çok fazla akla gelmeyebilir. Ancak, ekonomik ve mali gerekçeler nedeniyle bir vergi affı yahut yapılandırma tasarısı konuşuluyorsa af uygulamasının ödeme gücünü göz önünde bulundurarak tasarlanmasını beklemek vatandaşın anayasal hakkıdır. Anayasa’nın 73. maddesi ile tanınan bir haktır bu. Konuyla alakalı şahit olduğum örnek bir durumu aktarayım. 300.000 TL tarihi vergi borcu olan A şahsı gecikme zammı ile 520.000 TL ye çıkmış bir borç yüküyle karşı karşıyadır. Ancak A şahsının bu dönemlerde vergi borcunu ödemediği halde gayrimenkul yatırımları yanında döviz ve altın gibi alanlarda parasını değerlendirdiğini ve hatta lüks bir araç da edindiğini düşünelim. Öte yandan B şahsı bereketli geçirdiği 2019 yılından tahakkuk eden borcunu ödemeyip 2020 yılı boyunca siftah yapmadan geçen günler boyunca çalışanlarının istihkaklarını karşılamak maksadıyla kullanmış olduğunu düşünelim. Bu iki durumun okuyuculara çok yabancı geldiğini zannetmiyorum. Bu iki durumu bir vergi yapılandırması ayırt edemiyorsa, yani herkese aynı tarife uygulanıyorsa, A şahsı açısından bakarsanız büyük bir adaletsizlik söz konusudur, B şahsı açısından bakarsanız devlet kara gün dostudur. Hasılı, mutlak surette mükelleflerini uyumlu ve uyumsuz olarak derecelendirmeye tutan bir sistemin işlemesi ve bu yapılandırma düzenlemelerinde de uyumlu mükelleflere gönül rahatlığıyla pozitif ayrımcılık yapılması gerekmektedir.

Vergi afları ekonomik, mali, sosyal ve siyasi nedenlerle çıkarılabilmektedir. Siyasi nedenler herkesin malumu. Ekonomik nedenlerin başında kimi zaman yüksek kayıtdışılık etkisiyle yurtiçi ve yurtdışında bulunan bir takım servet unsurlarının ekonomiye kazandırılması ve bir diğer neden olarak da yaşanan ekonomik kriz nedeniyle mükelleflerin işlerini yürütmede zor duruma düşmesi ve borçlarını ödeyememesi gibi durumlar bulunmaktadır. Mali nedenler arasında ise bütçe gelirlerindeki azalmaya telafi etmek ve kamu hizmetleri için ihtiyaç duyulan finansmanı temin etmek maksadıyla muhtemel vergi kayıplarını herhangi bir vergi incelemesi vb. mükellef için meşakkatli bir sürece konu etmeden gönüllü olarak beyan edilmesini sağlamak maksatlı af düzenlemeleri ortaya çıkabilmektedir. Bu başlıklardan ilhamla ülkemizde bugüne değin çıkarılan yapılandırma düzenlemelerinin içeriklerine göz atarak gerekçelerle bu düzenlemeleri bir arada değerlendirebiliriz. Yapılandırma kanunlarımız kamu alacaklarına ilişkin aslı sabit tutarak faiz ve cezalarda indirim, bozulan mali tabloların stoklar, kasa ve ortaklar hesabı gibi hesaplarının gerçeğe uygun hale getirilmesi, matrah artırımı ve varlık barışı alt başlıklarını içerir biçimde tasarlanmıştır.

Her ne kadar vergi aflarının vergiye gönüllü uyumu bozucu etkilerini sürekli telaffuz ediyor olsak da bilindiği üzere halen üzerimizde dolaşan pandemi karabulutunun olumsuz etkileri nedeniyle vergi mükelleflerimizin birçoğu açısından bırakın vergi yükümlülüğünü yerine getirmeyi, işlerini dahi çevirmek konusunda zor durumları devam etmektedir. Ekonominin geneli açısından talepteki daralmanın olumsuz etkileri, kurun yüksek seviyelerdeki oynaklığı maliyetleri artırmış ve birçok mükellef geçici çözümlerle güzel günlerin gelişini beklemeye devam etmektedir. Bu noktada mükellefin iyi gün ortağı olan devletin kötü zamanda daha ciddi ve gerçekçi bir şekilde ortaklık tutumuna yaraşır bir takım çözümlerle ortaya çıkması beklenmektedir. Dolayısıyla “bu dönemde af çıkmayacakta ne zaman çıkacak” ifadesini rahatlıkla telaffuz edebiliriz.

Özellikle aşağıda yer verdiğimiz tablo sistemde bir şeylerin oldukça yanlış gittiğine işaret etmektedir. Tabloya göre tahakkuk eden toplam verginin tahsil edilebilen tutarı son on yıllık sürede gittikçe gerilemiştir. Yani devlet alacağını tahsil etmekte sıkıntı yaşıyor. Bu dönemde gerçekleşen af yasası sayısı mevcut tasarı ile birlikte dört oluyor. Esasında bu tarz yapılandırmalardan maksat mükellefe kolaylık sağlayıp tarihi alacakları tahsil etmek. Ancak aşağıdaki tablo başka bir resim çiziyor. Bu yazının genel çerçevesine sığmayacağı için yorumu okura bırakıyorum. Önerim tabloyu dolaylı ve dolaysız vergilerin aynı yıllardaki değişimiyle birlikte değerlendirmeniz.

Yıllar Toplam Tahsilat/Toplam Tahakkuk
2007 91,1
2008 89,7
2009 87,4
2010 86,2
2011 85,6
2012 86,4
2013 86,8
2014 85,2
2015 84,7
2016 81,2
2017 82,3
2018 81,4
2019 81

Tablo: Genel Bütçe Vergi Gelirleri Tahsilat Oranları[1]

Netice itibariyle kamuoyunda sıklıkla dile getirilen af beklentisi siyaset nezdinde de karşılık buldu ve bir tasarı üzerinde görüşmeler başladı. Bu açıdan bakınca diğer af kanunlarından farklı olarak mevcut çalışmanın ilk defa mükelleften gelen yoğun beklenti ve talebin sonucunda ortaya çıktığını ifade edebiliriz ki, bu durumda yapılandırma düzenlemesinin genel ekonomik ahvale ilişkin net bir fikir verdiği tartışmasızdır.

Tasarı üzerinde çalışmalar devam etmekte. İyi tarafı matrah artırımı tasarıda yer almıyor ancak, kamuoyuna yansıdığı kadarıyla borç yapılandırma kısmının önceki dönemlerde gerçekleşen benzer düzenlemelerden pek farklı olmayacağı anlaşılıyor. Yapılandırma beklentisinin mükelleften geldiği gerçeği göz önünde tutularak eski af kanunu metinlerini kopyala yapıştır ile parlamentoya taşımak yerine sorumlu birimlerin şimdiye dek uygulanan af kanunlarının sonuçları ve mükelleflerin beklentilerini karşılayan bir metni çalışmaları beklenmektedir. Bu bağlamda bazı değerlendirmelerimize aşağıda yer verilmiştir.

 

Öncelikle ifade etmek gerekir ki mükelleflerimizin yaşadığı zor durum göz önünde bulundurulduğunda borç yapılandırması yerine gerçek bir af düzenlemesinin hedeflenmesi gerektiği değerlendirilmektedir. Yani sadece faiz ve cezalardan vazgeçmekle yetinilmeyip vergi asıllarında da bir indirime gidilmesi önerilmektedir. Böyle bir uygulama mutlak surette yapılandırmadan yararlanma oranını artıracak dolayısıyla bütçeye daha fazla gelir imkanı sağlayacak, mükellefler açısından oldukça cazip ve ferahlatıcı bir etki ortaya çıkaracaktır. Zira benzeri görülmemiş bir ekonomik kriz döneminden geçildiğinin ve mükelleflerin gerçekten zor durumda olduğunun altını çizelim.

Yapılandırma düzenlemesinin olabildiğince esnek koşullarla oluşturulması beklenmektedir. Bankaların uyguladığına benzer şekilde belirli bir taksit aşamasında borcun tamamını kapatmak isteyen mükelleflere avantaj sağlayacak düzenlemeler her aşamada kamu borcunun ödenmesini teşvik eder mahiyette olacaktır.

Af düzenlemelerine en büyük itiraz bilindiği üzere haklı olarak vergiye uyumu yüksek mükelleflerden gelmektedir. Çünkü uyumlu mükellefler aleyhine olan durum diğer mükelleflerle karşılaştırıldığında haksız rekabet durumuyla karşı karşıya kalınmasıdır. Bu algıyı doğru yönetebilmek adına uyumlu mükellefler için yapılandırma kanununda pozitif ayrımcılık yapılmalıdır.

Mevcut tasarıda matrah artırımına yer verilmemekle birlikte halen parlamentodaki görüşmelerde buna ilişkin maddelerin de tasarıya gireceği yönünde bir beklenti bulunmaktadır. Bu bağlamda konuya yönelik birkaç husus ele alınabilir. Önceki uygulamalarda matrah artırımı uygulamalarında bazı ödeme taksitlerinin kaçırılması durumunda bu alacakların vergi icra hükümleri çerçevesinde takip edilebilmesine devam edilirken ilgili maddenin tanıdığı imkândan yararlanmanın önünü kesilmektedir. Hâlbuki normal taksit süresi sonunda bütün borç kapatılmışsa verilen haktan yine yararlanılabilmelidir.

Matrah artırımına ilişkin düzenlemede KDV yönüyle madde hükmünden yararlanmak için indirilecek KDV dikkate alınmaksızın, mükellefin KDV beyannamelerindeki “hesaplanan KDV” tutarlarının yıllık toplamının belli bir oranda artırılması suretiyle ödenecek vergi hesaplanıyor. Dolayısıyla vergiden müstesna mal ve hizmetlerle iştigal eden mükellefler için büyük bir avantaj, vergili satış yapan mükellefler için ise büyük bir dezavantaj var ki, hesaplanan KDV si yüksek olan mükelleflerin KDV yönüyle matrah artırımından kaçındığı görülmektedir. Söz konusu matematiğin bu tarz tasarıların düzenleniş amacıyla çok fazla uyuşmadığı ifade edilebilir. Burada hesaplanan KDV si yüksek mükellefler içinde cazip olacak bir hesaplama sistematiği şüphesiz mükellefler nezdinde olumlu bir karşılık bulacaktır.

Sonuç olarak vergi aflarının beyana dayalı sistemde vergiye uyumu ağır bir şekilde tahrip edeceği ve ülkemizde art arda uygulanan düzenlemeler dolayısıyla işin ucunun kaçtığı bir gerçektir. Ancak pandemi dolayısıyla bütün ülkelerin af ve benzeri düzenlemelere yöneldiği dikkate alınırsa, devletin hem iyi gün, hem de kötü gün ortağı olduğunu göstermesi gerektiği değerlendirilmektedir.

Temennimiz herkes için kimseye muhtaç olmadan dimdik ayakta durulan güzel günlerin bir an evvel gelmesi.

[1] https://www.gib.gov.tr/fileadmin/user_upload/VI/GBG/Tablo_17.xls.htm

2 Kasım 2020 /Ödeme Gücüne Göre Vergi Affı
Yasal Uyarı: @Vergipedia , Tüm hakları saklıdır - Yanlızca kaynak gösterilerek kullanılabilir.
ETİKETLER :

YORUM YAP

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Bazı Alacakların Yapılandırılması

makale

Nihayet haftalardır beklenen 7256 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun 17 Kasım tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi Söz konusu yasa ile kesinleşmiş kamu ve diğer bazı alacakların yapılandırılırken, yeni bir varlık barışı da getirildi Ayrıca Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu ve ...

24 Kasım 2020 0 97

Vergide Elektronik Tebligat

makale

Artık birçok resmi işlemi online olarak yapabiliyoruz Dijital dönüşüm her alanda etkilerini hissettirmekte e-tebligat da resmi işlemlerin hızlı ve pratik şekilde yapılmasına olanak sağlayan uygulamalardan birisi Elektronik Tebligat (e-Tebligat) Nedir? e-Tebligat, tebligatı yapan birim tarafından düzenlenen ve Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre tebliği gereken belgelerin, 456 ve 511 Sıra Nolu ...

17 Kasım 2020 0 175

Son Yorumlananlar

Top
Menu