Bu hafta ki yazımızda, mükelleflerin korkulu rüyası olan, teknik adı “Özel Esaslara Tabi Mükellefler” ama halk arasında “Kod Listesi” ya da “Kara Liste” olarak adlandırılan, listeye kimler neden girer ama daha da önemlisi bu listeden çıkmak için neler yapılması gerektiği konularına değineceğim.

Bu hafta ki yazımızda, mükelleflerin korkulu rüyası olan, teknik adı “Özel Esaslara Tabi Mükellefler” ama halk arasında “Kod Listesi” ya da “Kara Liste” olarak adlandırılan, listeye kimler neden girer ama daha da önemlisi bu listeden çıkmak için neler yapılması gerektiği konularına değineceğim.

Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hayata geçirilen “KDV İadesi Risk Analizi Projesi” ile KDV iade sisteminde büyük değişikliğe gidilmiştir. Buna göre, e-listeler, e-beyanname internet vergi dairesinden Gelir İdaresi veri ambarına aktarılmakta ve iade talebi risk analizine tabi tutularak sonuçlar VEDOP sistemi üzerinden Vergi Dairesine iletilmekte ve KDV iade kontrol raporu alınmaktadır. Bu düzenlemeler Vergi Dairesinin iş gücü kaybını azaltmış, iade işlemlerinin elektronik ortamda yapılması ile hızlı, etkin ve verimli denetim yapılması yoluyla risk analizinde uzmanlaşma sağlanmıştır.

Ancak söz konusu düzenleme Vergi Dairelerinin ve Yeminli Mali Müşavirlerin KDV iade ve/veya mahsup işlemlerini sadeleştirmiş olmasına rağmen ticari hayatı olumsuz etkileyen özel esaslar uygulaması ile farklı sorunların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Maalesef bu liste mükelleflere açık değildir. Üstelik bu listeye o kadar çok giren çıkan mükellef oluyor ki, liste hemen her gün bu nedenle güncelleniyor.

Hangi mükelleflerin bu listeye dahil olacağı KDV Genel Uygulama Tebliğinde belirtilmiştir.

– Başkaca bir ticari, zirai ve mesleki faaliyeti olmadığı halde sadece sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirdikleri vergi incelemesine yetkili olanlarca düzenlenen raporlarla tespit edilenler (Vergi Usul Kanunu Mad. 153/A),

– Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme fiiline iştirak eden mükellefler de dâhil olmak üzere sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme ya da kullanma konusunda haklarında “olumsuz rapor” veya “olumsuz tespit” bulunan mükellefler,

-Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme konusunda haklarında “olumsuz rapor” bulunan mükelleflerin raporun ait olduğu dönemdeki ortakları, kanuni temsilcileri, bunların kurdukları veya ortak oldukları mükellefler ile kanuni temsilcisi oldukları mükellefler,

-Haklarında beyanname vermeme, defter ve belge ibraz etmeme ve adresinde bulunamama konusunda tespit bulunan mükellefler,

-Haklarında KDV yönünden ihtiyati tahakkuk veya ihtiyati haciz uygulanan mükellefler.

Peki bu uygulamanın yasal dayanağı var mı?

Katma Değer Vergisi Kanununda 2018 yılında yapılan değişiklik ile Hazine ve Maliye Bakanlığı, farklı kriterleri dikkate alarak mükelleflerin vergisel uyum seviyeleri ve bu uyum seviyelerine göre farklı iade yöntemleri tespit etmeye ilişkin usul ve esasları belirlemeye ilişkin yetki almıştır. Ancak bu yetkiye dayanarak mükellefleri kategorize etmenin mümkün olduğunu söylemek çok zor. Bir an mümkün olduğunu düşünsek bile “KDV İadesi Risk Analizi Projesi” ile 2010 yılından bu yana özel esaslar uygulanmaktadır.  Yani Hazine ve Maliye Bakanlığı yıllarca bu uygulamayı yasal yetkisi olmadan kullandığını aslında bu yapılan düzenleme ile kendisi de kabul etmektedir.

Özel esaslara giren mükelleflerin genel esaslara nasıl döneceği KDV Genel Uygulama Tebliğinde detaylı olarak anlatılmakta. Ancak özel esaslara girmek çok kolay ama çıkmak hiç te öyle kolay değil. Özel esaslardan genel esaslara geçebilmek için ya kat kat teminat gösterilmeli ya da yapılan işlemin üzerinden yıllarca süre geçmeli.

Özel esaslara girme konusu, bu durumda olan mükellefler kadar bu mükelleflerden mal ya da hizmet alan mükellefleri de olumsuz etkilemektedir.

Düşünün, milyonlarca cirosu olan bir ihracat şirketiniz var. Bir başka mükelleften cironuza göre çok düşük bir miktarda mal veya hizmet almışsınız ve ödemelerinizi banka havalesi ya da çekle yapmışsınız. Basiretli bir tüccarın göstermesi gereken bütün özeni göstermişsiniz. Mal ve hizmet aldığınız firmadaki olumsuzluk nedeniyle; ya beyanlarınızın düzeltilmesini ya da şirketiniz hakkında sahte fatura kullanmaktan dolayı işlem yapılacağına dair bir tebligat aldığınızda sanırım hiç kimse o mükellefin yerinde olmak istemez.

Özel esaslardan çıkmak için KDV Genel Uygulama Tebliğinde belirtilen şartları yerine getirmek yöntemlerden birisi. Ancak haklı olduğunuza inandığınız bir konuda kat kat teminat göstermek ya da yıllarca beklemek ticari itibarınızı ciddi anlamda olumsuz etkileyecektir.

Bu durumla karşı karşıya kalmamak için en net ve kısa çözüm, yargıya müracaat ederek idarenin bu işlemi ile ilgili yürütmeyi durdurma talepli olarak dava açmak olacaktır. Yürütmeyi durdurma talebini mahkemeden alınca sorunların çözüleceğini zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü yürütmeyi durdurma kararı vergi dairesinin eline ulaşınca sizi şeklen özel esaslardan çıkarıp genel esaslara alıyor ve şirketinizden mal ya da hizmet alan mükelleflerin iade talebi sorunsuz bir şekilde kaldığı yerden devam ediyor. Ancak şirketinizin bir iade talebi varsa, vergi dairesi, mahkeme kararı kesinleşmediği için hiçbir iade ve mahsup işlemini yerine getirmiyor.

Vergi mahkemeleri; idarenin mükellefleri bu şekilde kategorize edebilmelerine olanak sağlayan hiçbir yasal düzenlemenin bulunmadığını ayrıca Anayasa’da da buna izin veren bir hükmün yer almadığını belirterek, bu şekilde yasal dayanağı olmadan yapılacak bir sınıflandırmanın, vergi barışını bozucu etki yaratacağı gibi Anayasa’da güvence altına alınan temel kişi hak ve hürriyetlerine de aykırılık teşkil edeceğinden yapılan bu idari işlemin iptaline karar vermektedir.

Vergi mahkemesinin özel esaslara alınma işlemi ile ilgili verdiği yürütmeyi durdurma kararı, bu işlemin tamamına ilişkin verilmiş bir karar olduğu halde; vergi dairesi şirketten mal veya hizmet alanlar ile ilgili genel esaslara dönmekte ancak şirketin kendisi ile ilgili özel esasları uygulamaya devam etmektedir. Bu vergi mahkemesi kararını uygulamamak değil midir?

Peki böyle bir durumda mükellefler, vergi mahkemesi kararlarını uygulamayan idareye ve kamu görevlisine, İdari Yargılama Usulü Kanunu 28/3-4 bentleri uyarınca maddi ve manevi tazminat davası açar ve hatta Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesi uyarınca ilgili memur hakkında suç duyurusunda bulunursa ne olur?

Vergi idaresinin, birçok mahkeme kararlarında belirtildiği gibi yasal dayanağı olmayan kara liste uygulamasına gecikmeden çözüm getirmesi gerekmektedir. Bütün mükellefleri potansiyel vergi kaçakçısı olarak görmek ve uygulamaya buna göre yön vermek, vergisel ödevlerini zamanında ve eksiksiz yerine getiren ve yatırım yaparak ülke kalkınmasına katkı koyan mükelleflere haksızlık değil midir?

Tüm okuyucularıma sağlıklı günler dilerim.

Yazımız www.cemberymm.com.tr adresinden alınmıştır.

11 Ağustos 2021 /Özel Esaslardan Nasıl Çıkılır?
Yasal Uyarı: @Vergipedia , Tüm hakları saklıdır - Yanlızca kaynak gösterilerek kullanılabilir.
ETİKETLER :

YORUM YAP

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yorumlananlar

Top
Menu