Geçen haftaki koronavirüs yazımızdan sonra en ilginç sorular koronavirüs vakalarının mücbir sebep sayılıp sayılamayacağına yönelik oldu diyebiliriz. Ancak sanıldığının aksine salgın hastalıkların birden fazla sebepten dolayı mücbir sebep olarak değerlendirme olanağı bulunuyor. Bu yazıda bu doğrudan ve dolaylı nedenleri ele alalım istedim. Gündemi işgal eden Koronavirüs üzerinden değerlendirme yapacak olmamıza karşın başlıkta olduğu gibi herhangi bir salgın hastalıkla ilgili olarak aynı şekilde akıl yürütebilirsiniz.

Geçen haftaki koronavirüs yazımızdan sonra en ilginç sorular koronavirüs vakalarının mücbir sebep sayılıp sayılamayacağına yönelik oldu diyebiliriz. Ancak sanıldığının aksine salgın hastalıkların birden fazla sebepten dolayı mücbir sebep olarak değerlendirme olanağı bulunuyor. Bu yazıda bu doğrudan ve dolaylı nedenleri ele alalım istedim. Gündemi işgal eden Koronavirüs üzerinden değerlendirme yapacak olmamıza karşın başlıkta olduğu gibi herhangi bir salgın hastalıkla ilgili olarak aynı şekilde akıl yürütebilirsiniz.

Mucbir sebep hali var ise bu hal devam ettiği sürece 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 15. maddesi uyarınca işleyen sürelerin durduğunu, zaman aşımının işlemeyen süreler kadar uzadığını biliyoruz. Ayrıca aynı Kanun’un 373’üncü maddesi gereği mücbir sebep halinin varlığı durumunda mükelleflerimiz vergi cezasına da muhatap olmuyor. Bu yüzden mücbir sebep bazen haklı olarak ileri sürülen, bazen de haksız bir şekilde mükelleflerin Vergi İdaresi karşısında ara ara şansını denediği bir müessese olarak karşımıza çıkıyor.

Ağır Hastalık, Ölüme Neden Olan Hastalık veya Ölümcül Hastalık

Ağır hastalık hali mücbir sebep sayılabilecek nedenler arasında yer alıyor. VUK’un 13’üncü maddesine göre vergi ödevlerinden herhangi birinin yerine getirilmesine engel olacak derecede ağır hastalık geçiriyorsanız veya geçirmiş olmanız durumunda mücbir sebep kartını öne sürebilirsiniz.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2016 yılında meydana gelen 56,9 milyon ölümün yüzde 54’ünden sorumlu ilk 10 ölüm sebebinin dokuzunu, şaşırtıcı olmayacak şekilde, hastalıklar oluşturuyor. Hastalıkların da kendi içerisinde bulaşıcı olanlar ve olmayanlar şeklinde bir ayrımı söz konusu.

Bulaşıcı olmayan hastalıklardan en çok ölüme neden olanların başında iskemik kalp hastalığı ve inme var. İkisi birlikte 2016 yılında 15 milyon can almış görünüyor. Aynı yılda kronik obstrüktif akciğer hastalığı(koah) 3 milyon, akciğer kanserleri 1,7 milyon, şeker hastalığı 1,6 milyon can kaybına neden oldu.

Bulaşıcı hastalıklardan alt solunum yolları enfeksiyonları ise 3 milyon ölüm ile bulaşıcı hastalıklar grubunun lideri. Aynı grupta alt solunum yolları enfeksiyonlarını; kolera, dizanteri gibi hastalıkları bünyesinde barındıran ishalli hastalıklar(1,4 milyon ölüm) ve tüberküloz(1,3 milyon ölüm) takip ediyor. Bu hastalıkların genel özelliği çok geniş bir insan kitlesini etkiliyor olmaları.

Ölüm oranı yüksek hastalıklar ise, yaygın olarak görülsün ya da görülmesin, vakalarda yüksek oranda ölümle sonuçlanan hastalıklar. Örneğin ABD’de geçen 10 yıllık dönemde yılda 200 – 400 arası ölüme neden olan ve tedavisi bilinmeyen Deli Dana Hastalığı yüksek öldürücülüğe(%100) sahip bir hastalık.  Beyin Yiyen Amip(%95), Nipah Virüsü(%75), Kuş Gribi(%60) bu kategoride üst sırada yer alan hastalıklardan.

Hemen belirtmek gerekir ki, ağır hastalık ifadesinin net bir tanımı bulunmuyor. Konunun uzmanı olmayan pek çok mükellef ağır hastalık ifadesini çok fazla ölüme neden olan hastalıklar veya ölümcül hastalıklarla bağdaştırarak yorumda bulunuyor. Elbette bu genel bir yanılgı. Bir hastalığın dünyada veya ülkemizde ne kadar ölüme neden olduğu veya vakaların ne kadarının ölümle sonuçlandığı, bu hastalıkların vergi ödevlerin yerine getirilmesini engelleyecek şekilde ağır hastalıklar olarak yorumlanmasını zorunlu kılmıyor.

Mali İdarenin Ağır Hastalık Yorumu

Hastalanan mükellefte, hastalığın vergi ödevlerinden herhangi birinin yerine getirilmesine engel olacak şekilde ağır seyrettiğine idare tarafından kanaat getirilmesi gerekiyor. Hastanın durumu, hastalığın seyri ve semptomları ile yerine getirilemeyen vergi ödevi arasında bir illiyet bağı bulunmak zorunda.

Mali idarenin hastalıklarla ilgili böyle bir uzmanlığı bulunmadığından 1986 yılından bu yana (alınan sağlık raporlarında)karşılaşılan durumlarda 5.12.1986 tarih ve 1986/9 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu İç Genelgesi gereği İl Sağlık Müdürlüklerinden veya raporu tanzim eden Hastane Başhekimliklerinden yazı ile görüş soruluyor.

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi olmuşuz halen hastaneden görüş soruyorsun şeklinde hezeyanla karşılanabilecek bir durum olsa da aslında bu mükelleflerin lehine bir uygulama. Çünkü yaş, cinsiyet, gebelik – emzirme durumu, kalıtsal bir takım özellikler, başka kronik hastalıkların varlığı ve yanlış tedavi gibi pek çok sebepten dolayı hastalıkların genel seyri değişebiliyor.

Mevsimsel griplerin bile benzer nedenlerle bazı hastalarda çok ağır seyretme ihtimali bulunuyor. Yahut ölüm ufakta görünse bile ölümcül bir hastalığın ağır ilerlemesi veya bir müddet gündelik hayatı etkilememesi söz konusu olabiliyor.

Koronavirüs ve Ağır Hastalık Değerlendirmesi

229E, NL63, OC43 ve HKU1 tiplerini içerecek şekilde yaygın görülen koronavirüsler hafif veya orta şiddetli üst solunum yolları enfeksiyonlarına neden olabilen virüsler. Belirtileri soğuk algınlığından daha şiddetli olmuyor ve Dünya Sağlık Örgütü’ne göre pek çok insan hayatının herhangi bir evresinde bu virüsler dolayısıyla hastalanabiliyor.

Bu tipteki koronavirüsler sadece burun akıntısı, baş ve boğaz ağrısı, ateş, öksürük ve genel halsizliğe neden oluyor. Bu yüzden önce bu noktada bir ayrım yapmalı ve başkaca bir sebep olmaksızın sadece bu tipler itibariyle ağır hastalık iddiasının mali idare tarafından kabul görmeyebileceğine hazırlıklı olmalıyız.

MERS, SARS ve Covid-19 gibi koronavirüsler ise çok yaygın görülmese de ağır olarak tanımlanabilecek bir hastalık sürecine neden olabiliyor. Şu an dünyayı esir alan Covid-19 da üst solunum yolu enfeksiyonu şeklinde görülmekle beraber zatürre gibi alt solunum yollarını etkileyen başka bir hastalığa veya böbrek yetmezliğine neden olabiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü yaşlıları ve kronik hastalığı (diyabet, kalp hastalığı, akciğer hastalıkları gibi)  bulunanları risk grubu olarak uyarıyor. Buna göre, risk grubuna dahil kişilerde hastalığın ağır olarak seyretmesi çok daha olası. Hamile ve emziren hanımlarda veya çocuklarda hastalığın daha ağır geçtiğine yönelik bir tespit henüz yok.

Süreç bize hastalığın bazı hastalarda çok hafif, bazılarında orta şiddette ve bazılarında ölüme varacak şekilde ağır geçirilebileceğini gösteriyor. Bu yüzden bize göre Mali İdarenin koronavirüs(covid-19) vakalarını görüş almaksızın peşinen mücbir sebep hali olarak kabul etme veya reddetme imkânı bulunmuyor. Aynı durum diğer salgın hastalıklar için de geçerli.

Yurtdışından Gelen Yolcuların Karantinaya Alınması

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 13 üncü maddesine göre kişinin iradesi dışında meydana gelen mecburi gaygubetler mücbir sebep hali olarak değerlendiriliyor. Gaybubet Arapça bir kelime olup yokluk, bulunmayış anlamına geliyor. Kişinin kendisinin yokluğu da, vergilendirmeye ilişkin (belgeler gibi) şeylerin yokluğu da aynı kapsamda ele alınabiliyor.

Bir Kişinin Covid-19 şüphesi veya teşhisi ile karantinaya alınması, hastalığın kendisinden daha keskin bir mücbir sebep hali doğuruyor. Şubat ayında İran’ın başkenti Tahran’dan hareket eden, Türk Hava Yolları’na ait uçağın Esenboğa Havalimanı’na inişi ile beraber yaşanan sürece hep beraber tanık olduk. 132 Türk yolcu ve 8 mürettebat toplam 140 kişiden 47’sinin Zekai Tahir Burak Hastanesine, kalanların da Bilkent Klinik Gözlem Konukevine nakledilerek karantinaya alındığını ve 14 gün gözetim altında tutulduğunu biliyoruz.

Bu mükelleflerin vergilendirmeye ilişkin birçok ödevi yerine getiremeyeceği aşikâr.  Uygulamanın dayanağını ise 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 49, 54 ve 56. Maddeleri oluşturuyor. Hudutlar ve sahillerin sıhhi müdafaası gereği yolcuların karantina altına alınmasına kanun izin veriyor.

Memleket Dâhilinde Sari ve Salgın Hastalıklarla Mücadele

Eğer hastalık ülkemizde yayılırsa yurtdışından gelen mükellefler haricinde yurtiçinde bir hastaneye başvuran mükelleflerin de karantinaya alınması imkân dâhilinde. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından açıklanan Türkiye’deki ilk Koronavirüs vakasında da bu senaryo gerçekleşmiş bulunuyor. Hasta ülkemize giriş yaptıktan belli bir süre sonra hastaneye başvuruyor ve konulan teşhis üzerine karantinaya alınıyor.

Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 57. Maddesinde ihbari mecburi bazı hastalıklar sayılıp devam eden maddelerde bu hastalıklara ilişkin yapılması gerekenler, sorumlular ve sorumluluklar sıralandıktan sonra 67. Maddede aşağıdaki hükümlere yer veriliyor:

“57 nci maddede zikredilenlerden başka her hangi bir hastalık istilai şekil aldığı veya böyle bir tehlike baş gösterdiği takdirde o hastalığın veya her hangi bir hastalık şeklinin memleketin her tarafında veya bir kısmında ihbarı mecburi olduğunu neşrü ilâna ve o hastalığa karşı bu kanunda mezkür tedabirin kaffesini veya bir kısmını tatbika Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti salahiyettardır.”

Yani, 57’inci maddede sayılanlar dışında bir hastalık salgın şeklini alır veya böyle bir tehlike baş gösterirse, ülkenin tamamında veya bir kısmında o hastalığın veya hastalığın herhangi bir şeklinin ihbarının mecburi olduğunu yazılı olarak ilana, o hastalığa ilişkin Umumi Hıfzıssıhha Kanununda bulunan tedbirlerin tamamını veya bir kısmını uygulamaya Sağlık Bakanlığı yetkilidir.

Aynı Kanunun 72. maddesinde ise bu tedbirlerin bir kısmına yer verilmiş bulunmaktadır. Bu madde hükmü gereği hasta olanların veya hasta olduğundan şüphe edilenlerin ve hastalığı yaydığı bilimsel araştırma ile tespit edilenlerin, bilimsel olarak gereken müddet zarfında sağlık bakanlığı personeli tarafından hanelerinde veya sağlık açısından ve bilimsel olarak gerekli şartları karşılayan yerlerde tecrit ve müşahede altında tutulmasına kanun izin veriyor.

Dolayısıyla mükellefler gerek yurtdışından gelişlerde, gerekse yurtiçinde karantinaya alınsın, mükelleflerin karantinadan kaynaklı olarak mücbir sebep halini dile getirmelerinde bir sakınca bulunmuyor. Karantina uygulaması ve karantina süresi sağlık kurumlarından alınan yazıyla belgelendirilebiliyor.

Tedbirlere Uymama Nedeniyle Gözaltı ve Tutuklama

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 13 üncü maddesi uyarınca vergi ödevlerinden herhangi birinin yerine getirilmesine engel olacak derecede tutukluluk durumu mücbir sebep olarak sayılmıştır. Söz konusu maddede sayılan haller sınırlayıcı olmayıp madde hükmünde yer alan “gibi hallerdir” ifadesi mücbir sebep hallerinin geniş çerçevede ele alınmasına izin vermektedir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 91. Maddesi uyarınca (TCK 195 ile bağlantılı olarak)bulaşıcı hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranan kişiler gözaltına alınabilir. Bize göre gözaltı da tıpkı tutukluluk gibi mücbir sebep olarak yorumlanabilecek haller arasında yer almaktadır.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “bulaşıcı hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranma başlıklı” 195. Maddesi uyarınca bulaşıcı hastalıklardan birine yakalanmış veya bu hastalıklardan ölmüş kimsenin bulunduğu yerin karantina altına alınmasına dair yetkili makamlarca alınan tedbirlere uymayan kişi ise iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Hakim tarafından bu kişilerin tutuklu olarak yargılanması uygun görülürse bu sebepten dolayı da mücbir sebep halinin değerlendirilmesi söz konusu olabilecektir.

Seyahat Özgürlüğünü Kısıtlayıcı Tedbirler Alınması

Hasta olanlar veya hasta olduğundan şüphe edilen ve hastalığı yaydığı bilimsel olarak tespit edilenler ile hastalık kapma riski taşıyanlara aynı hükümlerin uygulanması mümkün değildir. Çünkü seyahat özgürlüğü gibi temel bir insan hakkının kısıtlanması ancak hukuk düzeni ve evrensel hukuk kurallarına uygun düştüğü ölçüde makul gerekçelerle gerçekleşebilir.

Temel insan hakları belgelerinde olağanüstü hallerde yükümlülüklerin askıya alınmasına imkân veren düzenlemeler bulunmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 15. Maddesi bu düzenlemeye örnek gösterilebilir. Bu maddeye göre devletlere Sözleşme ile üstlenmiş oldukları belli hak ve özgürlükleri güvence altına alma yükümlülüklerini istisnai koşullar altında geçici, sınırlı ve denetimli bir şekilde askıya alma imkânı sunulmaktadır. Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde belli koşullar dahilinde sözleşme hükmüne aykırı hareket edilebilir.

Avrupa Konseyinin Danışma Komisyonu niteliğindeki Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu olağanüstü hallerde istisnai tedbirlere başvurmak için “Hukukun Üstünlüğü Kontrol Listesine” atıfta bulunmaktadır. Komisyon olağanüstü hallerde uygulanacak ulusal hükümlerin varlığına, istisnai tedbirler alınmasına yönelik yetkiye ve bu tedbirlerin alınması için karşılanması gereken kriterlerin belirliliğine önem vermektedir. Koronavirüs(Covid-19) veya başkaca bir hastalık nedeniyle (yani sadece salgın hastalık gerekçesine dayanılarak)seyahat özgürlüğünü kısıtlayıcı bir tedbir alınabilmesi için olağanüstü hal ilan edilmesi gerekmektedir.

Olağanüstü Hal Kanunu’nun 2. Maddesine göre tehlikeli salgın hastalıklar durumunda Cumhurbaşkanı olağanüstü hal ilan edebilecektir. Aynı Kanunun 9. Maddesine göre tehlikeli salgın hastalıklar sebebiyle olağanüstü hal ilanında, olağanüstü hal ilanını gerektiren hususlar göz önünde bulundurularak bölgenin belirli yerlerinde yerleşimi yasaklamak, belirli yerleşim yerlerine girişi ve buralardan çıkışı sınırlamak, belli yerleşim yerlerini boşaltmak veya başka yerlere nakletmek yönünde bir tedbir uygulanabilir. Sokağa çıkma yasakları veya bir şehir veya ilçeye giriş çıkışların sınırlandırılması da bu kapsamda değerlendirilebilir.

Diğer sebepler dolayısıyla mücbir sebebe ilişkin hükümlerin uygulanması için mücbir sebebin ilgililer tarafından ispat veya tevsik edilmesi gerekirken, olağanüstü hal gibi bir durum malum olma kapsamında ele alınabilir. Böyle bir durumda kuvvetle muhtemel Maliye Bakanlığı, mücbir sebep sayılan haller nedeniyle; bölge, il, ilçe, mahal veya afete maruz kalanlar itibarıyla mücbir sebep hali ilân ve bu sürede vergi ödevlerinden yerine getirilemeyecek olanları tespit etme yoluna gidecektir.

Son olarak mükelleflerin başka bir ülkenin tedbirleri nedeniyle de vergilendirmeye ilişkin bazı ödevlerini yerin getirememesi söz konusu olabilir. Başka ülkelerin uyguladığı seyahat yasakları veya seyahat iptalleri dolayısıyla mükellefler ülkemize giriş yapamazsa mücbir sebep halinin varlığı iddia edilebilecektir. Mahsur kalınan ülke uygulamasının alenilik durumuna da bağlı olarak seyahat ve konaklama belgelerine dayanılarak durumun mükellefler tarafından ispatı söz konusu olabilecektir.

Buraya kadar yapılan açıklamalar Koronavirüs(Covid-19) gibi salgın hastalıkların doğrudan ve dolaylı olarak birden fazla şekilde vergilendirmeye ilişkin ödevlerin yerine getirilmesine engel olabileceğini gösterir niteliktedir. Salgın hastalıklar ciddiye alınması gereken ve ülke ekonomisi üzerinde yıkıcı etkileri olabilecek olumsuz değişkenlerdir. Umarız ülkemiz Koronavirüse ilişkin bu zamana kadar gösterdiği başarılı mücadeleyi aynı kararlılıkla devam ettirebilir. Hastalığın ülkemizde tespit edildiği bu tarihten sonra bu konuda artık vatandaşlarımıza da büyük bir sorumluluk düşmektedir.

11 Mart 2020 /Koronavirüs(Covid-19), Domuz Gribi, Kuş Gribi Gibi Salgın Hastalıklar Mücbir Sebep Sayılır Mı?
Yasal Uyarı: @Vergipedia , Tüm hakları saklıdır - Yanlızca kaynak gösterilerek kullanılabilir.
ETİKETLER :

YORUM YAP

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Gayrimenkulde Rant Vergisi Dönemi Başladı

makale

İmar planı değişikliği sayesinde değeri artan gayrimenkullerden artık rant vergisi alınacak Vergi, taşınmazın artan değerinin tamamı olarak alınacak olup, değer artışından sahipleri pay alamayacak Türkiye’de yıllardır konuşulan ancak bir türlü hayata geçirilemeyen rant vergisi nihayet uygulanmaya başlandı İmar planı değişikliğine dair değer artış payı hakkında yönetmelik Resmi Gazetede yayımlanarak ...

22 Eylül 2020 0 48

Şirketlere Hedging (Finansal Korunma) Yapma Zorunluluğu Getirilmeli!

makale

Malumunuz BDDK en son düzenlemesi ile, toplam kredisi (nakdi ve gayri nakdi toplamı) 500 milyon TL’yi aşan şirketlerin kredi kullanabilmesi için Kurulca yetkilendirilmiş bir derecelendirme kuruluşundan 30 Haziran 2021’e kadar derecelendirme notu alma zorunluluğu getirdi Son derece yerinde ve faydalı olacağını düşündüğümüz bu uygulama ile mali şeffaflığın ve finansal ...

21 Eylül 2020 0 56

Son Yorumlananlar

Top
Menu