Eğer bir de Türkiye gibi sürekli cari açık veren bir ülke iseniz dövizin serbest bırakılması, eninde sonunda ülkenizin parasının orta ve uzun vadede değer kaybedeceği anlamına gelmektedir. Türkiye’de kur riskinin temel nedeni de budur. Nitekim 2013-2018 yıllarını kapsayan 5 yıllık dönemde, Türkiye’nin cari açığının yurt içi hasılamıza oranı ortalama olarak % 5 civarında gerçekleşirken, TL ise Amerikan Doları (USD) karşısında % 110 nispetinde değer kaybetmiştir !

İşletmeleri etkileyen çok sayıda risk olmakla birlikte, öncelikli olarak bunların başında finansal risk gelmekte ve bünyesinde döviz kuru riski, faiz oranı riski, likidite riskini barındırmaktadır.

Sermaye hareketlerinin serbest olduğu Türkiye gibi ekonomilerde hem faiz hem de döviz kuru aynı anda kontrol edilemediğinden (ekonomi literatüründe üçlü açmaz diye tanımlanır) merkez bankaları para politikası faizini kontrol etmekte ancak döviz kurunu ise serbest bırakmak zorunda kalmaktadır.

Eğer bir de Türkiye gibi sürekli cari açık veren bir ülke iseniz dövizin serbest bırakılması, eninde sonunda ülkenizin parasının orta ve uzun vadede değer kaybedeceği anlamına gelmektedir. Türkiye’de kur riskinin temel nedeni de budur. Nitekim 2013-2018 yıllarını kapsayan 5 yıllık dönemde, Türkiye’nin cari açığının yurt içi hasılamıza oranı ortalama olarak % 5 civarında gerçekleşirken, TL ise Amerikan Doları (USD) karşısında % 110 nispetinde değer kaybetmiştir !

Türkiye’de türev ürün kullanımı ne düzeyde?

Bilindiği üzere, belli miktarda bir mal veya kıymetin ve bunların karşılığı olan paranın işlemin ardından takas gününe el değiştirdiği piyasalar spot piyasalar iken, ilerideki bir tarihte teslimatı veya nakit uzlaşması yapılmak üzere herhangi bir malın veya finansal aracın, bugünden alım satımının yapıldığı piyasalar ise türev piyasalardır.

Türev piyasalar ise,  forward, vadeli işlem (futures), opsiyon ve swap gibi finansal ürünlerin tamamını içermektedir.

Birçok politik ve ekonomik belirsizliklerin yaşandığı Dünyamızda, tüm küreselleşen ekonomilerde olduğu gibi ülkemizde bahsi geçen riskleri bünyesinde barındırmakta, bu risklerden korunmak için (hedging) türev ürünlere duyulan gereksinim de her geçen gün daha da artmaktadır.

Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu (BDDK) verilerine göre, Türk Bankacılık Sektörünün Eylül 2019 itibarıyla gerçekleştirdiği türev ürün alım ve satım tutarı hacmi 3,2 trilyon TL hacmine ulaşmış olup bu rakam yıl sonu tahminlerine göre Türkiye’nin 2019 yılı Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYH) olan 4,8 trilyon TL’nin % 67’ sine denk gelmektedir. Takdir edersiniz ki bu rakam oldukça büyük bir işlem hacmini ifade etmektedir.

finansal

Yapılan türev işlemlerin türlerinin dağılımına baktığımızda ise büyük çoğunluğunun swap (ana para) işlemlerinden oluştuğu görülmekle birlikte, tüm bu ürünlerin kullanımındaki öncelikli amacın kredi yaratmak ve TL’nin döviz karşısındaki değer kaybına karşı pozisyon alınmak olduğu rahatlıkla söylenebilir.

finansal2

Sonuç

Ekonomik dengelenme süreci devam etse de, CDS primlerinden de anlaşılacağı üzere, uluslararası yatırımcı penceresinden hala yüksek riskli olarak değerlendirilen Türk ekonomisi ve Türk reel sektörü açısından hedging (koruma) işlemlerinin yapılmaya devam edilmesi her zamankinden daha çok önem arz edecektir. Türk ekonomisinin temel dinamiklerini değiştirecek yapısal reform süreci tamamlanmadan alınmaya çalışılacak tedbirlerin etkisi ise maalesef minör düzeyde kalacak, şirketleri yüksek volatilitenin yaratacağı belirsizlikler ile karşı karşıya bırakacaktır.

 

6 Şubat 2020 /Yoksa Siz Hala Hedging Yapmıyor Musunuz?
Yasal Uyarı: @Vergipedia , Tüm hakları saklıdır - Yanlızca kaynak gösterilerek kullanılabilir.
ETİKETLER :

YORUM YAP

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yorumlananlar

Top
Menu