GEKAP’ı öncelikle plastik poşetler üzerinden mali yaşantımıza taşımış olduk. Konuyla ilgisi bulunan arkadaşlarla gerçekleştirdiğimiz temaslardan ve o dönem kaleme alınan yazılardan, poşetten alınan GEKAP konusunda çok farklı fikirler olduğunu öğrendik. Bu fikirlerin arasında poşet üreten firmaların bu uygulamadan ciddi şekilde etkileneceği ve bu alana müdahale edilmemesi gerektiği veya GEKAP alınması yerine depozito alınması ve poşetin getirilmesi ile beraber tüketiciye depozitonun iadesinin daha doğru bir çözüm olacağı da vardı. İçinde bulunduğumuz dönem itibariyle uygulamada yeterince mesafe kat etmiş olduğumuzdan artık bu konuyu ele almanın zamanının geldiğini düşünüyoruz. Bu yazımızda plastik poşetleri vergilendirmenin gerekli olup olmadığını ve vergilendirmenin ne kadar efektif bir çözüm olduğunu tartışacağız.

Geri Katılım Kazanım Payı(GEKAP) geride bıraktığımız yıl itibariyle fazlaca gündemi meşgul etmişti. 04 Nisan 2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Geri Kazanım Katılım Payı Beyannamesi Genel Tebliği (Sıra No: 1)” ile 2872 sayılı Çevre Kanununa ekli (1) sayılı listede yer alan ürünlerden sadece plastik poşetler için ödenecek geri kazanım katılım payının beyanı ve tahsiline ilişkin usul ve esaslar açıklanmıştı.  Dolayısıyla, GEKAP’ı öncelikle plastik poşetler üzerinden mali yaşantımıza taşımış olduk. Konuyla ilgisi bulunan arkadaşlarla gerçekleştirdiğimiz temaslardan ve o dönem kaleme alınan yazılardan, poşetten alınan GEKAP konusunda çok farklı fikirler olduğunu öğrendik.

Bu fikirlerin arasında poşet üreten firmaların bu uygulamadan ciddi şekilde etkileneceği ve bu alana müdahale edilmemesi gerektiği veya GEKAP alınması yerine depozito alınması ve poşetin getirilmesi ile beraber tüketiciye depozitonun iadesinin daha doğru bir çözüm olacağı da vardı. İçinde bulunduğumuz dönem itibariyle uygulamada yeterince mesafe kat etmiş olduğumuzdan artık bu konuyu ele almanın zamanının geldiğini düşünüyoruz. Bu yazımızda plastik poşetleri vergilendirmenin gerekli olup olmadığını ve vergilendirmenin ne kadar efektif bir çözüm olduğunu tartışacağız.

Plastik Kullanımı ve Plastik Kirliliği

Geride bıraktığımız yıllarda dünyanın plastik üretim ve tüketimi giderek artmaktaydı. 2017 yılı için yapılan bir analiz, dünya genelinde plastik üretiminin 1950 yılında 2 milyon ton civarındayken, 2015 yılında bu rakamın 381 milyon tona ulaştığını ortaya koydu[1]. Bu çalışma bizlere dünya genelinde devasa miktarda plastik üretildiğini gösteriyor. Bu artış trendinin oluşmasında plastiğin birçok sektör için önemli bir girdi olmasının katkısı var. Plastik; ambalajlama, tekstil, inşaat, ulaşım gibi pek çok sektörde kullanılıyor.

Plastiğin üretim miktarı ile beraber yeniden kullanılabilirliği ve kullanım ömrü de önem arz ediyor. Söz konusu analize göre üretilen plastiğin kullanım ömrü, inşaat sektörü için 35 yıl, endüstriyel makine üreticileri için 20 yıl, ulaşım sektörü 13 yıl yılken; tekstilde bu süre 3 yıla, ambalajda ise 6 ayın altına düşüyor. Plastiğin kullanım ömrünün kısa olması demek onun çok hızlı bir şekilde çöpe dönüşmesi demek.

Zaten mevzu bahis araştırmanın başka bir tespiti de neden bu konuda sektörel anlamda bazı adımlar atılması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor. Kısa ömürlü plastik kullanımı ile anılan ambalaj sektörünün 141 milyon ton plastik çöp üretimiyle dünyada birinci, tekstil sektörünün 42 milyon ton plastik çöp üretimiyle ikinci sırada yer alması, bu sektörlerin dünya geneli ciddi birer plastik çöp üreticisi olduklarını teyit ediyor.

Ülkemiz ve Plastik Üretimi

2015 yılında kaleme alınan ve Dünya Bankası ile ilintili bir başka çalışma 2010 yılının verilerine Dünyanın en büyük plastik çöp üreticisinin 59,08 milyon tonla Çin Halk Cumhuriyeti olduğu tespitinde bulunuyordu[2]. Bu ülkeleri ise ABD ve Almanya takip ediyor. Ülkemiz ise aynı listede 5,6 milyon ton plastik çöp üretimiyle 9. sırada yer almaktaydı.

2015 yılından 2019 yılına kadar plastik mamul üretimimizin ise sürekli bir şekilde arttığını ifade edebiliriz. PAGEV(Türk Plastik Sanayicileri Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı) tarafından açıklanan rakamlar uyarınca 2015 yılında 8,57 milyon ton olan plastik mamul üretimi 2019 yılına gelindiğinde 9,46 milyon tona erişmiş görünüyor[3]. Aslında çalışmalar tam olarak eşleşmese de, 2015 yılındaki 8,57 milyon plastik mamul üretimi ile 5,6 milyon ton plastik çöp üretimini bir arada değerlendirirsek ortada vahim bir tablo olduğunu görebiliyoruz.

2019 yılına dönecek olursak bu yıldaki, 9,46 milyon tonluk toplam plastik mamul üretimi içinde yaklaşık 3,8 milyon ton ile plastik ambalaj malzemelerinin başı çektiğini, plastik inşaat malzemeleri üretiminin ise 2,1 milyon ton ile plastik ambalaj malzemelerini takip ettiği görüyoruz. Tekstil ise 567 bin ton üretimle üçüncü sırada yer alıyor.

İnşaat sektörünün kullanımının uzun ömürlü olduğunu daha önce söylemiştik. Ancak tekstil sektörünün hatırı sayılı bir plastik üretimi olduğunu ve hatta ambalaj sektörünün çok üretim ve kısa kullanım ömrü nedeniyle alarm verdiğini anlıyoruz. İnşaat dışındaki bu iki sektörün bir başka özelliği de ihracatımızda pay sahibi sektörler olmaları. Tekstil sektörünün ekonomimizdeki ağırlığı zaten herkesin malumu. Buna nazaran gittikçe büyüyen aynı zamanda katma değer üreten bir de ambalaj sektörümüz var.

2020 yılı itibariyle ülkemizde ambalaj sektöründe faaliyet gösteren 3.000 adet firma bulunuyor[4]. Ticaret Bakanlığının Sektör Raporuna göre Türk ambalaj sanayi ürünlerinin ihracatı 2019 yılında 4,7 milyar doları aşmış durumda. Elbette 2019 yılı için bu ihracatın % 60,6’lık kısmını plastik ambalaj ürünleri oluşturuyor. 2012 yılında 2 Milyar 208 Milyon USD civarında olan plastik ambalaj ihracatı, 2019 yılında 2 Milyar 860 Milyon dolar kadar ihracatımıza katkı sağladı.

Anlaşılabileceği üzere tekstil ve ambalaj sektörünün ürettiği plastik doğrudan veya dolaylı olarak ihraç edilmiyorsa bu plastikler bize çöp olarak dönüş yapıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse ihraç ettiğimiz ambalajların bir kısmının, ihraç ettiğimiz ülkelerden yine çöp olarak bize döndüğünü de kabul etmek zorundayız. Örneğin 2016 – 2018 yıllarında 256 ila 356 milyon USD tutarında ambalaj ihraç ettiğimiz ve ambalaj ihracatımızda ilk sırada yer alan İngiltere’den, aynı yıllarda (İngiltere Çevre İdaresinin rakamlarına göre) yıllık ortalama 60 bin ton plastik çöp ithal ettiğimizi biliyoruz[5]. Türkiye bu yıllarda geri dönüşüm başlığı altında İngiltere’den en çok plastik çöp alan ikinci ülke konumundaydı.

Ambalaj Atıkları ve Geri Dönüşümü

Ambalajların; kağıt, metal, plastik, cam, ahşap gibi birden fazla türü bulunuyor. GEKAP nedeniyle epeydir mali çevreleri meşgul eden plastik poşetler de aslında ambalaj ailesi içerisinde yer alıyor. Bu atıkların hepsinin geri dönüşümü tabi tutulması olanaklı. Türkiye de bu patikada önemli ölçüde yol almış durumda.

PAGEV tarafından yapılan açıklamaları ele alırsak, Türkiye’de 2015 yılında 25,8 milyon ton atık üretildiğini; üretilen atıkların yüzde 20’sini, yani 5 milyon tonunu, ambalaj atıklarının oluşturduğunu ve 2015 yılında bu atıkların 1 milyon 300 bin tonunun ise yetkilendirilmiş kuruluşlar tarafından belgelendirilerek geri dönüşüme kazandırıldığını anlıyoruz[6]. Kendi çöpünü geri kazanmada belli güçlükler yaşayan ülkemizin İngiltere’nin çöpüne ikinci sıradan yazılması ilginç bir istatistik oluşturuyor.

Peki, geri dönüştürülemeyen 3 milyon 700 bin ton plastik ambalaj atığı nereye gidiyor? Geri kalan çöpü katı atık depolama alanına gömme veya yakma gibi iki seçeneğiniz mevcut. Tabi ki bu seçenekler eğer bu çöpü düzgün bir şekilde toplayabilirseniz cari. Düzgün bir şekilde toplanamayan çöpler ise doğaya karışıyor.

Karalarımızı kirleten bu çöpler deniz yaşamını da tehdit ediyor. Dünya’daki atıkların okyanus ve denizlerde biriktiğini, çöp adalarının oluşmaya başladığını ve sorunun artık global bir sorun olduğunu bilmeyen kalmadı diye düşünüyoruz. Bazı tahminlere göre, deniz ortamında bulunan döküntünün yaklaşık % 80’i kara etkinliklerinden kaynaklı. Deniz çöpünün kaynağı, sahil boyunca yapılan insan etkinlikleriyle sınırlı değil. Karada atıldığında bile, nehirler, seller ve rüzgâr bu çöpü denize taşıyor[7].

Bir örnek vermek gerekirse 2015 yılında birinci sırada yer alan (Çin Halk Cumhuriyeti)Yangtze Nehri’nin denizlere taşıdığı plastik çöp yıllık 333 bin ton, ikinci sıradaki (Hindistan -Bengladeş)Ganj Nehri’nin 115 Bin Ton ve üçüncü sıradaki (Çin Halk Cumhuriyeti)Xi Nehri’nin 73 bin 900 ton civarındaydı[8]. Denizlere en çok plastik pompalayan 20 nehir arasındaki 6 nehrin Çin Halk Cumhuriyeti’nden ve 4 tanesinin Endonezya’dan geçmesi bir rastlantı değil.

Bir plastik poşetin doğada kendi kendine çözünmesinin 10 – 20 yıl, naylonların 30 -40 yıl, plastik köpük bardağın 50 yıl, kutu kolalarda kullanılan alüminyum kutunun 200 yıl, bebek bezinin 450 yıl, cam şişenin 1 milyon yıl aldığını düşünürsek, çevreye verdiğimiz zararı daha iyi idrak edebiliriz[9].  Üstelik denizlerde biriken mikro plastikler balıklar tarafından yutularak besin zincirine dahil oluyor. Deniz canlıları ve kuşlar tarafından yutulan daha büyük plastikler ise bu canlıların ölümüne neden oluyor.

Tüm bu rakamları bir bütün olarak değerlendirecek olursak, Dünya ülkeleri ile plastik üretim ve tüketim konusunda yarışan, geri dönüşüm kapasitesi sınırlı ülkemizde, bu alana Devletin müdahalesinin haksız olmadığını ve hatta kaçınılmaz olduğunu görüyoruz.

Vergi Uygulaması Efektif Mi?

Bu konuda Türkiye’de bulmakta zorlanacağınız istatistiklerden bazıları poşet üretim ve tüketim istatistiği. Yani birisinin çıkıp poşet üretimimiz şu kadardı ve şu oldu demesi gerektiğini hissediyorsunuz. 2017 yılı itibariyle poşet tüketimi (bakkal hesabıyla) günlük 50 milyon, yıllık 20 Milyar poşet olarak hesaplanmaktaydı[10]. 2020 yılına gelmemize rağmen bakkal halen aynı bakkal.

Çevre Şehircilik Bakanlığı’na dayandırılan haberlerde 2019 yılı sonu itibariyle poşet tüketiminin %77,27[11] azaldığını öğreniyoruz. Ancak gerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından, gerekse PAGEV gibi kuruluşlardan gelen uygulama öncesine ve sonrasına dair net üretim ve tüketim rakamları bulunmuyor.

Tez ve antitez olarak ele alındığında; gelişmiş ülkelerde bu politikanın hayata geçirilmesinde önayak olan kamu kurumunun azalan net tüketim rakamlarıyla kendisini savunduğunu, sektör temsilcilerinin ise yine net rakamlar üzerinden sektördeki üretim kaybı, kapanan işyeri ve işsiz kalan işçi sayısı üzerinden ilgili kamu kurumlarına yüklendiğini görürsünüz. Neyse ki ülkemizde böyle tartışmalar yaşanmıyor.

Verginin ne kadar efektif olduğu konusunda net bir belirleme yapamasak da efektif olmadığını söylemek imkânsız. Çünkü poşetlerin vergilendirildiği her ülkede poşet vergileri tüketimi çeşitli oranlarda azaltmış görünüyor. En başarılı örneklerden birisi olan İrlanda, vergi uygulamasıyla beraber poşet tüketimini %95 azaltmış durumda[12]. Yunanistan’da bu rakam vergi sonrası tüketimde %85 azalma olarak kendini gösteriyor[13]. Portekiz’de vergi sonrası tüketimdeki azalma %75[14] olarak ölçümlenmiş bulunuyor.

Dolayısıyla verginin efektif olmadığı konusunda bir dezenformasyon oluşturulmasında bir anlam yok. Ne kadar etkili olduğu konusunda netlik sağlanabilmesi için ilgili makamların daha net rakamlar açıklaması ve daha çok çalışması gerekli.

 Ülkemizin Vergilendirme Tercihi

Plastik poşetler konusunda ülkelerin kabaca üç seçeneği bulunuyor. Birincisi akışına bırakmak. İkincisi plastik poşet kullanımını vergilemek ve üçüncüsü de poşet kullanımını yasaklamak. Poşetlerde farklı kriterler belirleyerek veya üreticilere dönüşüm için zaman tanıyarak bunların kombinasyonlarının kullanılması da mümkün.

Dünya’da bazı ülkeler poşet kullanımını yasaklamayı tercih ediyor. Örnek vermek gerekirse 43 Afrika ülkesinden (Kamerun, Senegal gibi)33 tanesi plastik poşetleri yasaklamayı, (Mısır, Sudan gibi) 6 tanesi bölgesel olarak yasaklamayı, (Güney Afrika, Mozambik gibi) 3 tanesi vergilendirmeyi tercih edenlerden. Geriye kalan tek ülke São Tomé and Príncipe ise 2021’den itibaren plastik poşetleri yasaklamayı planlıyor.

Avrupa ülkelerinde ise biraz daha karışık bir uygulama var. Fransa, İtalya, Belçika, Avusturya başta olmak üzere 12 ülke yasaklamayı tercih edenlerden. Poşet vergisini ilk uygulayan Danimarka, İspanya, İrlanda, Yunanistan gibi 25 kadar ülkede vergi uygulaması var. Yani Afrika’da ağır basan yasaklama trendinin Avrupa’da yerini vergilendirmeye bıraktığını görüyoruz.

Tamamen yasaklama yerine vergi uygulamasının bir takım avantajları bulunuyor. Örneğin plastik çöplerden bir kısmını geri dönüştürerek yeniden kazanabiliyorsunuz. Yine topladığınız bir kısım plastiği yakarak enerji elde etme imkânını da yakalıyorsunuz. Ambalaj sektörü gibi sektörlerin çok derin bir yara almasına izin vermiyorsunuz. Poşetten aldığınız vergi cebinize kalıyor ve isterseniz bu parayı çevreci işlerin finansmanında kullanabiliyorsunuz.

O zaman akla yasaklama yoluna giden ülkelerin aptal mı olduğu gibi bir soru geliyor? Gerçek şu ki poşet kullanımını vergilendirerek poşet kullanımını tam olarak bitiremiyorsunuz. Vergiye rağmen binlerce, milyonlarca ton plastik atığı halen doğaya salınıyor. Üstelik Avustralya gibi bazı ülkeler çözünebilir, biyolojik olarak çözünebilir veya gübreye dönüşebilir olsun olmasın poşetlerin tamamını yasaklamayı tercih ediyorlar.

Bu ayrımın GEKAP uygulamasında ülkemiz gündemine dahi gelmediğini görüyoruz. Çözünebilir poşetler, doğada kendiliğinden çözünemeseler dahi, bir takım kimyasalların kullanılmasıyla çözünmeleri normal poşetlerden çok daha hızlı gerçekleşen poşetler. Biyolojik olarak çözünebilir poşetler ise bir kimyasal uygulanmaksızın, doğada bakteri ve mantarlar tarafından çözünebilen, karbondioksit, su buharı ve diğer doğal elementlere ayrılabilen poşetler. Son olarak gübreye dönüşebilen poşetler sadece çözünmekle kalmayıp toprağı da besleyen poşetler.

Avustralya gibi ülkeler ise  poşetin hiç olmamasını tercih eden ülkeler. Çünkü çözünebilir poşetler için kimyasal bir süreç gerekli. Poşet çözünse bile mikroplastiklere dönüştüğünü ve zararın ortadan kalkmadığını gösteren çalışmalar mevcut. Biyolojik olarak çözünebilen poşetlerin ise çözünmesi için belli koşullara ihtiyacı var: yeterli oksijen gibi. Eğer poşet katı atık alanlarına ve toprak altına gömülürse bu poşetlerin çözünmesi sera gazının oluşmasına neden oluyor. Bu da kaş yaparken göz çıkarmak demek. Son olarak gübreye dönüşebilir poşetleri üretmenin ise pahalı olduğunu belirtmekte fayda var.

Poşet İçin Uygulanan GEKAP İçin Bazı Öneriler

Diğer yazılarımızda da olduğu gibi değerlendirdiğimiz, kısmen doğru bulup kısmen eleştirdiğimiz poşet vergisine ilişkin önerilerimizi sıralayarak bu yazıyı da tamamlayabiliriz:

  • Poşet bakımından GEKAP’ı eleştiren çevrelerin çok iyi anlaması gereken husus verginin alternatifinin yasaklama olduğu. Çünkü ilerleyen yıllarda hiçbir ülkenin plastik poşetler ile ilgili trendlerin dışında kalması makul görünmüyor. Hatta parasal bir kaygıdan ziyade ülkemizin hakim sektörlerinin durumu da dikkate alınarak vergilendirme tercihinde bulunduğumuzu söyleyebiliriz. Sık sık gündeme getirildiği üzere sadece parasal kaygılarla yola çıkılan bir poşet vergisi uygulamamız yok,
  • Poşet Vergisinin, efektif olduğunu görüyoruz ancak açıklanan verilerle ne kadar etkili olduğunun ölçülmesi imkansız,
  • Poşet Vergisi etkinliği ve verimliliği konusunda kayda değer bir dezenformasyon olduğu açık. Çevre ve Şehir Bakanlığının bu dezenferomasyona son verebilmesi için vakit geçirmeden uygulama öncesi ve sonrası net üretim ve tüketim rakamlarını açıklamasının elzem olduğunu düşünüyoruz,
  • Ambalaj sektörü büyüyen ve katma değer üreten bir sektör. Ancak önce poşet sonra diğer ambalaj malzemeleri için getirilen GEKAP’ın, bu sektörün canını fazlaca yaktığını söylemek yanlış olmaz. Kapanan işyeri, çıkarılan işçi, üretimdeki azalma gibi kesin rakamları sektörün temsilcileri ortaya koymak zorunda. Sektör temsilcilerinden beklememiz gereken bir başka istatistik ülkemizde ne kadar çözünebilir, bio-çözünebilir ve gübreleşebilir poşet üretilebildiği konusunda bir bilgi sunması. Son olarak elleri değmişken geçmişe dönük 5 yıl itibariyle geri kazanılabilen poşet veya ambalaj miktarını da açıklayabilirseler seviniriz,
  • Ülke olarak poşet vergisini uygulama şeklimiz kafa karıştıran cinsten. Şöyle ki vergilendirmeyi tercih eden ülkelerde öncelikle poşet üreticilerine bir süre verildiğini, sonra poşetler arasında çözünebilir, bio-çözünebilir, gübreleşebilir şeklinde ayrımlara gidildiğini ve bu kapsamdaki bazı poşetlerin vergi dışı bırakıldığını bir tercih olarak görebiliyoruz. Yasaklamaya giden bazı ülkelerde dahi böyle bir ayrım var. Böylece sektöre yeşil teknolojileri benimseyerek bir alternatif sunuluyor ve dönüşmeleri için çeşitli programlar hayata geçiriliyor. Eğer gelecekte poşet kullanımını tamamen yasaklamayı düşünmüyorsak bu sektöre bir şans vermek en doğru tercih. Yani poşetler arasında bir sınıflandırma yapılarak vergisiz ve düşük vergili seçenekler oluşturabiliriz. Ayrıca doğa dostu bu poşetlerin bir ihracat kalemi olarak yurtdışına satışının arttırılması da olanaklı,
  • Poşet vergisi ile ilgili atılabilecek belki de en güzel adımlardan birisi poşetleri geri dönüşüm noktalarına götüren vatandaşlara paralarının bir kısmının iade edilmesi. Bazı ülkelerde çeşitli vakıf ve derneklerin poşet bağışı yoluyla finanse edilebildiği durumların varlığını dahi görebiliyoruz. Dahası poşetlerle ilgili en büyük problemlerden birisi bunların diğer çöplerden ayrılarak geri dönüşüme kazandırılmasıyken bu adımın katkısı olacağı muhakkak,
  • Son olarak sektör temsilcileri tarafından da ifade edildiği üzere toplanan verginin bir kısmıyla bir Çevre Fonu oluşturulması ve etkilenen sektörler için bu fondan dönüşüm finansmanı sağlanmasının değerlendirilmesi gerekli.

[1] Production, use, and fate of all plastics ever made; Sciences Advances, https://advances.sciencemag.org/content/3/7/e1700782

[2] Plastic waste inputs from land into the ocean; ; Sciences Advances,

[3] Türkiye Plastik Sektör İzleme Raporu 2019, https://www.pagev.org/upload/files/Plastik%20%20Sekt%C3%B6r%20Raporu%202019.pdf

[4] Ambalaj Sektörü Türkiye Cumhuriyeti Ekonomi Bakanlığı Sektör Raporu, https://ticaret.gov.tr/data/5b87000813b8761450e18d7b/Ambalaj.pdf

[5]Türkiye nasıl İngiltere’den en çok plastik çöp alan ikinci ülke haline geldi?; BBC, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46727841

[6] https://pagev.org/posete-zorunlu-ucretle-gecen-bir-yilin-cevreye-tuketicilere-sektore-etkileri

[7] Denizlerimizdeki çöpler, Avrupa Çevre Ajansı, https://www.eea.europa.eu/tr/isaretler/isaretler-2014/yakin-plan/denizlerimizdeki-copler

[8] River plastic emissions to the world’s oceans, Nature Communictions, https://www.nature.com/articles/ncomms15611

[9] Save On Energy, https://www.saveonenergy.com/material-decomposition/

[10] Akla zarar poşet! Günde 50 milyon adet tüketim alarm veriyor, Milliyet, https://www.milliyet.com.tr/ekonomi/akla-zarar-poset-gunde-50-milyon-adet-tuketim-alarm-veriyor-2400065

[11]Türkiye’de plastik poşet kullanımı yüzde 77,27 düştü, BBC, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-5079964

[12] EU countries have to drastically reduce consumption of lightweight plastic carrier bags https://ec.europa.eu/environment/pdf/25_11_16_news_en.pdf

[13] Greece’s plastic bag usage drops 85 pct since charge introduced https://www.ekathimerini.com/236183/article/ekathimerini/news/greeces-plastic-bag-usage-drops-85-pct-since-charge-introduced

[14] The Portuguese plastic carrier bag tax: The effects on consumers’ behavior, https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0956053X17300223

20 Ağustos 2020 /Poşet Vergisi Uygulaması Poşet Bir Uygulama Mı?
Yasal Uyarı: @Vergipedia , Tüm hakları saklıdır - Yanlızca kaynak gösterilerek kullanılabilir.
ETİKETLER :

YORUM YAP

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Vergi Cezalarında İndirim Uygulaması

makale

Tarh edilen vergi ve kesilen cezalara karşı dava yoluna gitmek mükellefler açısından önemli bir emek, zaman ve maddi kaynak ihtiyacını beraberinde getirmekle birlikte hükmün lehe olacağının garantisi de yoktur İdare açısından bakıldığında da ihtilafın hızla çözülmesi ve tahsilatın yapılması önem arz etmektedir Bu nedenlerle mevzuatımızda vergi ihtilaflarının dava yoluna götürülmeden ...

20 Ekim 2020 0 21

Ekmek Var da Pasta mı Yiyoruz?

makale

Öğrencilik yıllarında yarı zamanlı olarak fast food zincirlerinde çalışanlar bilir Zincirlerin kullandığı hamburger ekmeği, sandviç ekmeği ve benzeri ekmekler normal ekmekler değildir Bu ekmekler normal bir ekmekten biraz daha tatlıdır ve içerisindeki malzeme hemen hemen dünyanın her yerinde standarttır Fast food zincirlerinin önemli bir kısmında ekmekler tek başına satılmadığından ...

16 Ekim 2020 0 72

Son Yorumlananlar

Top
Menu